Diğer Haberler

Yeni yasama yılı başladı: Meclis gündeminde neler var?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM 28. Dönem 5. Yasama Yılı Açılış Programı'nda Genel Kurul'a hitap etti. Konuşmasında ekonomiden depremin ardından yürütülen çalışmalara, Meclis'in yeni yasama yılından toplumsal kutuplaşmaya kadar birçok başlığa değinen Erdoğan, Türkiye'yi sarsan fon krizine ilişkin de mesaj verdi. Erdoğan, fon piyasasının belirli bir bölümünde ortaya çıkan sorunun üstesinden gelindiğini belirterek, meselenin süratle çözüldüğünü söyledi.

1 Ekim 202624 dk okuma0 yorum
Yeni yasama yılı başladı: Meclis gündeminde neler var?
Haberi dinle
Özet hazır
Reklam Alanı · 728×90

Konuşmasına yeni yasama yılının Türkiye, millet, Meclis, demokrasi, gönül coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlı olması temennisiyle başlayan Erdoğan, Türkiye'nin 81 ilinde ve 922 ilçesinde yaşayan vatandaşlara selamlarını iletti. Erdoğan'ın konuşmasından satır başları şu şekilde; "Aziz milletim, sayın başkan, değerleri milletvekilleri TBMM'nin 28.

Dönem 5. Yasama Yılını kutluyor; sizleri sevgiyle selamlıyorum. Yeni yasama yılının ülkemiz, milletimiz, meclisimiz, demokrasimiz, gönül coğrafyamız ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Sizlerin şahsında mensubu ve hizmetkarı olmakta şeref duyduğum aziz milletimin her bir ferdine en doğusundan en batısına cennet vatanımızın 7 bölgesinde 81 ilinde 922 ilçesinde yaşayan tüm vatandaşlarıma buradan selamlarımı sevgilerimi gönderiyorum.

MENDERES VE ALİ ŞÜKRÜ BEY'İ DE ANDI

Dünyanın farklı ülkelerinde milletimizi en güzel şekilde temsil eden başarılarıyla iftihar ettiğimiz yurt dışındaki vatandaşlarımıza da en kalbi muhabbetlerimi iletiyorum. Evel emirde bundan 106 sene önce Hacı Bayram Veli Camii'nde kılınan cuma namazını mütakip dualarla, tekbirlerle, istiklal azmi ve aşkıyla bağımsızlığın kalbi olan Ankara'dan milletimizin iradesini dünyaya haykıran 115 üye başta olmak üzere bugüne kadar bu yüce çatı altında milletimize layıkıyla hizmet edip darı bekaya irtihal eden milletvekillerimizi rahmetle yad ediyorum.

Uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Ali Şükrü Bey'e, milletin emanetine kast edenlerin, milletin iradesini gasp edenlerin dar ağacına gönderdiği Adnan Menderes'e, Hasan Polatkan'a ve Fatih'in Rüştü Zorlu'ya bugün bir kez daha Cenab-ı Allah'tan rahmet niyaz ediyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun. Yine burada bin yıldır bu coğrafyada milletimizin bekası uğruna gözlerini kırpmadan hayatlarını feda eden tüm şehitlerimize, gazilerimizden dar bekaya irtihal etmiş olanlara Yüce Mevla'dan rahmet ediyoruz. "2

KEZ GAZİLİKLE MÜŞERREF OLAN TEK MECLİS"

Sözlerimin hemen başında şu hakikati tüm kalbimle ifade etmek istiyorum. Dünyada gazilikle iki kez müşerref olan tek meclis Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Bu meclis milletimizin ayağına pranga, boynuna urgan geçirmeye kalkan müstevlilere karşı milli mücadeleyi başarıyla sevk ve idare etmiştir.

80 kilometre öteden top sesleri gelirken bile yüce meclis çalışmasını sürdürmüş milletimizin tevdi ettiği meşaleyi şanla şerefle taşımaya devam etmiştir. Meclisimizin bu mücadelesi müstevlilerin, işgalcilerin ve emperyalistlerin kıskacından çıkış yolu arayan mazlum milletlere de örnek olmuştur.

"FAALİYETLER SAYGIN BİR YAKLAŞIMLA YÜRÜTÜLDÜ"

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi'niz dünyanın çalışma temposu en yüksek parlamentolarından biridir. 1 Ekim 2025'te başlayıp 10 Ağustos 2026'ya kadar devam eden 4. yasama yılında da meclisimiz önemli kararların alındığı yoğun ve meşakkatli bir mesai dönemi geçirdi.

Hem genel kurulda hem de komisyonlarda ülkemizin, milletimizin ve bölgemizin geleceğine yön verecek hayati kanunlar, kritik meseleler müzakere edilir. Yasama faaliyetleri demokratik bir olgunlukla icra edilirken parlamenter diplomasisi ise gerek ev sahibi olduğumuz uluslararası toplantılarda gerekse yurt dışı ziyaretlerde profesyonel ve saygın bir yaklaşımla yürütüldü.

Bu anlamda siyasi partiyi ayırt etmeksizin gazi meclisimizdeki tüm milletvekillerine çabaları, gayretleri, fedakarlıkları için teşekkür ediyorum.Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'u ve Başkanlık Divanımızın muhterem üyelerini aynı şekilde gönülden tebrik ediyorum. Meclisimizin farklı birimlerinde görev yapan idareci ve çalışanlarımıza 10 ay 10 gün boyunca ortaya koydukları hummalı ve özverili çalışmalar için şükranlarımı iletiyorum.

Bugün itibariyle başlayan yeni yasama yılının da fikir, tenkit ve tekliflerin özgürce fakat karşılıklı saygı ve nezaket kuralları dahilinde dile getirileceği tartışmalar çözülecek.

"VAZİFEMİZ, AZİZ MİLLETİMİZE LAYIK HİZMET ETMEKTİR"

Biz iktidar partisi ve Cumhur İttifakı olarak her zaman olduğu gibi yapıcı hareket etmeye, farklı fikir ve önerilere kulak vermeye devam edeceğiz. Milli iradenin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin itibarını her şeyin üzerinde tutmamız gerektiği açıktır. Yeni yasama yılında bunun yüksek hassasiyeti içinde olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum.Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri burada bir hususu öncelikle dikkatlerinize getirmek istedim.

Siyasetçiler olarak birinci vazifemiz, emanetini taşıdığımız aziz milletimize layık hizmet etmektir. Şahsım dahil hepimiz milletin sorunlarına çözüm bulmak, dertlerine çare olmak, ülkenin önünü ve ufkunu açmakla mükellefiz. Bir ay sonra 24.

yıl dönümüne kavuşacağımız iktidarlarımız boyunca kesintisiz biçimde istikrarlı, kararlı ve samimi bir şekilde biz hep bunu yapmanın mücadelesi içinde olduk.

"HER ALANDA ÇOK ÖNEMLİ ADIMLAR ATTIK"

Ekonomiden demokrasiye, iç siyasetten dış politikaya, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaştırmadan şehirleşmeye, enerjiden tarıma kadar ülkemizi ilgilendiren her alanda çok önemli adımlar attık. Bakınız, insanımızın kalbinde onulmaz yaralar açan 6 Şubat depremlerinin üzerinden 3,5 yıldan fazla süre geçti. Hayatını kaybeden kardeşlerimizin acısı hala içimizi yakıyor olsa da bugün 11 ilimizi yeniden ayağa kaldırmanın huzurunu yaşıyoruz.

Milletimize verdiğimiz sözü bir kez daha tuttuk. Asrın inşasını tamamladık.Toplam 445 bin konut ve iş yerini hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik. Deprem bölgemizin ihyası için cari fiyatlarla 5,4 trilyon lira harcadık.

Ekonomide bölgemizde ardı ardına patlak veren savaş ve krizlere rağmen Türkiye'yi kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı başardık. Füzelerin havada uçuştuğu sıkıntılı bir dönemde tek bir vatandaşımızın dahi kılına zarar getirtmedik. 2026'nın ilk yarısında Türkiye yıllık yüzde iki buçuk büyüdü.Yıllıklandırılmış milli gelirimiz 1,7 trilyon doları aştı.

İhracatımız Ağustos ayında yıllık 280,3milyar dolarla rekor kırdı. Geçen sene yaşanan zirai don ve kuraklığın ardından tarımımız hızlı bir toparlanma kaydetti. Turizmde çevremizdeki çatışmalara rağmen güçlü seyrimizi koruduk.

Yılın ilk 6 ayında turizm geliri 25,7 milyar dolara ulaştı. Savunma sanayinde ise iki işi birden başardık. Hem yeni ürünlerle milli savunma sanayimizi güçlendirdik, hem de bu alanda dünyaya saldırdık.

FON SORUŞTURMASI: KİMSENİN HAKKINI YEDİRMEYİZ

Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz. Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde hakkaniyet ve adaleti gözeterek kimsenin hakkını kimseye yedirmeden bu meseleyi süratle çözüyoruz. Bu konunun iktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine inşallah fırsat vermeyeceğiz.

Bu ülke ve bu millet hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz.Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bugün tarihe kayıt düşmek, tarihe not düşmek adına Türkiye için vazgeçilmez olduğunu düşündüğüm bazı başlıklara kapsamlı bir şekilde değinmek arzusundayım.

Günlük siyasetin gelip geçici gündemlerinden azade olarak bu iki konunun ülkemiz ve milletimiz için son derece önemli olduğuna inanıyorum. Bakınız günümüzde siyasetin çözüm üretmesi gereken meselelerin en başında yapay kutuplaşma yer alıyor. Öncelikle şunu açık ve net ifade etmek isterim.

Bir milletin tüm fertlerinin her konuda aynı düşünmesi, değerler, inançlar, hassasiyetler, beklentiler konusunda tamamen birbirine benzemesi elbette mümkün değildir. Bu doğru da sağlıklı da değildir. Bizim ülke ve toplum olarak en büyük zenginliğimiz esasen çeşitliliğimiz, farklılıklarımız ve renkliliğimizdir.

Asırlar içinde bu farklılıklar bir uzlaşma zemininde buluşmuş ortak sınırlar içinde ortak değerler oluşmuştur. Tarih içinde farklılıklar birbirine köklü bir saygı geliştirmiştir.Devletimiz, bayrağımız, mukaddes değerlerimiz ve üzerinde bir arada yaşadığımız vatanımız tarih içinde bizi tek bir millete dönüştürmüştür. Farklılıklarımızı bir ayrışma vasıtası olarak kullanmak isteyenlere de karşı durduğumuzu milletimiz tek yürek olup her seferinde gereken cevabı vermiştir.

Hiç kuşkusuz, siyaset kurumu, farklı beklentilere cevap üretmek için vardır. Ancak, siyasetin; farklarımızı, renklerimizi, çeşitliliğimizi bir ayrıştırma, yani kutuplaştırma vasıtası olarak kullanması, en başta siyasetin fıtratına aykırıdır. Siyasi partiler arasında tabii ki rekabet olacaktır, yarış olacaktır, belli sınırlar dâhilinde çekişme de olacaktır.

Fakat bunun kutuplaştırma yoluyla, kamplaşmayı körükleyerek çatışmaya götürülmesi, siyasetin varlık sebebiyle uyuşmayacaktır.

"YIKIM PROJELERİNİN KONTROLÜ, EMPERYALİST-SİYONİST İTTİFAKINDA"

Değerli milletvekilleri, bunu özellikle şunun için söylüyorum… Yakın çevremizdeki hadiselere baktığımızda, yerel bazdaki ayrışmaların, siyaset ve toplum mühendislikleriyle birçok ülkenin “yumuşak karnına” dönüştüğünü, daha doğrusu dönüştürüldüğünü görüyoruz.Toplumsal fay hatları kaşınmak suretiyle ülkeler, içeriden çözülmek ve çökertilmek istenmektedir.

Bu yıkım projesinin komuta ve kontrol merkezinde ise “emperyalist-siyonist ittifakı” bulunmaktadır.Dünyayı takip eden, bölgemizdeki gelişmeleri yakından takip eden herkes, inanıyorum ki, şu gerçeği görebiliyor: Binlerce yıldır bir arada yaşayan; huzur, barış ve karşılıklı saygı çerçevesinde bir arada varlığını sürdüren milletimizin, son dönemde artan bir şekilde, siyaset ya da siyaset dışı aktörler vasıtasıyla kutuplaştırılması, sadece iç dinamiklerle açıklanamaz.İç dinamikler bellidir; tarih içinde, asırlar boyunca teşekkül etmiştir.

Sünni ile Alevi, Türk ile Kürt, Müslüman ile gayrimüslim, asırlar içinde huzur ve dayanışmayı esas alan müşterek bir yaşam zemini inşa etmiştir. Bu ve benzeri farklılıkları bir çatışmaya, bir kutuplaştırmaya dönüştürmek, Türkiye’nin deyim yerindeyse fabrika ayarlarını bozmak, demektir. Türkiye’nin ayarlarının bozulması, siyasetin işine yaramaz; sadece ve sadece Türkiye’nin hasımlarının işine yarar. Yakın tarihimizde bunu hep beraber tecrübe ettik.

"TÜRK MİLLETİNİN ARTIK KAYBETMEYE TAHAMMÜLÜ YOKTUR"

Çok partili demokrasiye geçişimizden itibaren, ne zaman bir atılım içinde, bir kalkınma hamlesi içinde olsak, operasyonların hedefi haline geldik. Sokaklarımız karıştırıldı. Gençlerimiz düşmanlaştırıldı.

Reklam Alanı · Yazı İçi 300×250

Aynı mahalleyi, aynı caddeyi, aynı binayı paylaşan komşular arasına nefret tohumları ekildi. Siyasi ve toplumsal huzurumuz suikasta uğradı. Bizimle aynı ligde olan ülkeler koşarken, biz yıllarca başta ekonomi olmak üzere, birçok alanda patinaj yaptık, oyalandık, irtifa ve ivme kaybettik.Bütün bu gerilimlere, çatışmalara, bunların doğurduğu istikrarsızlığa bakıldığında, her seferinde Türkiye’nin kaybettiği, her seferinde milletin kayıplar verdiği, ağır bedeller ödediği çok net görülecektir.Açıktır ki millet kaybederken, milletin hasımları kazanmıştır.

Türkiye kaybederken, kazanan Türkiye’nin rakipleri, maalesef Türkiye’nin yeminli düşmanları olmuştur. Şunun bilinmesini isterim… Ne Türkiye’nin ne de Türk milletinin artık kaybetmeye tahammülü yoktur.Hiç kimsenin de Türkiye’ye ve Türk milletine kaybettirmeye hakkı yoktur.

Değerli milletvekilleri… Bu mücadelede en büyük görev milletin temsilcileri olarak bizlere, yani, siyaset kurumuna düşmektedir. Türkiye’de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu “cephe siyasetinin” raf ömrü dolmuştur.

Siyaseti; hizmette, eserde, icraatta yarış olmaktan çıkarıp, muhatabın düşmanlaştırıldığı bir “yıpratma savaşına” dönüştürmek vahim bir hatadır. Küresel ve bölgesel gelişmeler, yeni bir siyaset tarzını mecbur kılmaktadır. "ÖNÜMÜZDE 2

SEÇENEK BULUNUYOR"

Gelinen aşamada önümüzde iki seçenek bulunuyor: Ya, kutuplaşmayı ve kutuplaştırmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz… Ya da asgari müştereklerde buluşmayı, “mutabakat içinde rekabeti” esas alan yeni siyaseti Türkiye’ye hâkim kılacağız. Eğer Türkiye, yeniden büyük ve güçlü Türkiye olacaksa…

Eğer Türkiye, önüne açılan tarihi fırsatları değerlendirecekse… Bu paradigma değişimini, hep beraber, vakit kaybetmeksizin gerçekleştirmek durumundayız. Bunu söylerken, elbette her siyasi partinin, her meselede aynı düşünmesini, aynı yerde hizalanmasını kast etmiyoruz.

Farklı siyasi partiler, ne kadar aykırı olursa olsun farklı fikirler, Türkiye’nin ve Türk demokrasisinin zenginliğidir. Ancak, her siyasi partinin önceliği Türkiye olmalıdır, olmak zorundadır.Her siyasi parti, Türkiye’nin kendi iç dinamiklerinden, kendi tabanından güç ve ilham alarak, “Türkiye merkezli siyaset” icra etmelidir.

Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır. Türkiye’nin millî menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda, siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir. Biz, buna “iç cephenin tahkim edilmesi” diyoruz. Biz, buna “Büyük Türkiye Mutabakatı” diyoruz.

'TERÖRSÜZ TÜRKİYE' MESAJI

Değerli Milletvekilleri, “Terörsüz Türkiye” sürecimizin, aynı zamanda bu toplumsal mutabakatı, işte bu millî mutabakatı inşa etmeye dönük olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda, Terörsüz Türkiye çabaları, Türkiye’nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye’nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgâr estirmiştir.

Terörün ya da terör örgütlerinin, Türkiye’yi bölmesi, parçalaması hiçbir zaman mümkün değildir; fakat terörün ve terör örgütlerinin Türkiye’nin enerjisini heba ettiği, Türkiye’yi oyaladığı, Türkiye’nin kaynaklarını tükettiği açıktır.

"TERÖR BİTME NOKTASINA GELDİ"

Son 42 yıldır terörle mücadeleye odaklanan Türkiye, hem gencecik evlatlarını toprağa vermiş, hem de trilyonlarca dolarlık maddi kaynaklarından olmuştur. Terör üzerinden içerde yaşanan tartışmalar, Türkiye’nin ekonomisini, huzurunu, güvenliğini tehdit etmiş, dış politikada elini zayıflatmıştır. Ama bugün terör bitme noktasına gelmiş, terör saldırıları sona ermiş, terör örgütü de kendisini feshetme, silahlarını bırakma kararını açıklamıştır.Çerçeve Yasa’nın çıkarılması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 467 kabul oyuyla sergilenen tarihi mutabakat aziz milletimizi, Türkiye’nin dostlarını sevindirirken; hiç şüpheniz olmasın ki, Türkiye’nin hasımlarını da üzmüş; onları hayal kırıklığına uğratmıştır.

Bu vesileyle ilk günden itibaren ortaya koyduğu dirayetli, kararlı ve cesur duruşla Terörsüz Türkiye sürecine büyük destek veren Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye bir kez daha partim, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.

DEM PARTİ'YE DE TEŞEKKÜR ETTİ

Sürecin kazasız, belasız bugünlere gelmesinde çok kıymetli katkıları olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubuna aynı şekilde teşekkürlerimi iletiyorum. Gerek Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda, gerekse Çerçeve Yasanın kabulünde yapıcı tutum sergileyen siyasi parti gruplarına da teşekkür ediyor, desteklerinin bundan sonra da devam etmesini bekliyorum.

Çerçeve Yasa’da da vazedildiği gibi, bir izleme süreci vardır.Gerekli adımlar atıldığında, ilgili kurumlarımız da gerekeni yapacaktır. İşte burada, tam da biraz önce ifade ettiğim millî mutabakat daha bir anlam kazanacaktır. Terörsüz, çatışmasız, kavgasız bir ortamda, sorunlarımızı karşılıklı saygı ile tartışıp çözüm üretmek, çok daha kolay ve mümkün hale gelecektir.

Siyasetin demokratik kapasitesi inşallah daha da güçlenecektir. Türkiye’nin yeni, demokratik, katılımcı, özgürlükçü ve sivil bir Anayasa yapma şartları, inanıyorum ki, daha da olgunlaşacaktır.Bakınız, yeni yasama yılımız, tarihimizdeki ilk yazılı anayasa olan Kanun-i Esasi’nin ilanının 150’nci yıldönümüne tesadüf ediyor.

Anayasal devlet girişimlerimiz biraz daha geriye gidiyor. Devlet kudretini hukukla sınırlama tecrübemiz ise bu girişimlere nispetle çok daha eskidir. Adalet, eşitlik, iyilik ve insanlık değerleri üstünde yükselen devlet töremiz; modern anlamıyla bir toplumsal sözleşmeden, bireyleri hukukun gücüyle birbirine bağlayan bir anayasadan başka bir şey değildir.Son iki asırda bu hakikati, modern anayasal devlet fikriyle buluşturma teşebbüsleri, başarılı-başarısız pek çok sonuç doğurmuş; tartışma ve arayışlarsa hiçbir zaman hız kesmemiştir.

Kanun-i Esasi’nin üstünden geçen 150 yıla rağmen, yeni anayasa bahsi Türk siyasetinin önünde bir “imtihan kâğıdı” olarak halen duruyor. Milletin sözü ve mührünü taşıma bahsinde, tarihimizdeki bütün anayasa tecrübelerinde, teknik veya siyasi, kusurlar, eksikler bulunabilir.Ancak darbe ürünü olan son 70 yılın iki anayasası, varoluşsal bir krizle mefluç doğmuştur.

Devlet ile toplum, birey ile devlet arasındaki sözleşme, silah ve süngünün gölgesi altında imzalanmıştır. Her darbenin kendi siyasal meşruiyetini oluşturma çabası ise anayasaları sürdürülebilir bir vesayet düzeninin yol haritası haline getirmiştir.

"DARBE ANAYASALARI..."

Burada şu gerçeği özellikle dikkatinize sunmak istiyorum… Darbe dönemi anayasaları, kuvvetler ayrılığının uygulanmasından ziyade sandıktan çıkan iktidar gücünün zapt-u rapt altına alınmasına odaklanmıştır. Milli egemenliğin ve milli iradenin bürokratik oligarşiyle nasıl sınırlandırılacağını tasarlamıştır.

Yönetim istikrarını temin etmek yerine, millet egemenliği üzerindeki vesayet araçlarının istikrarını sağlamıştır. Hak ve özgürlükleri kuvvetlendirmek yerine, “anayasa”yı “ama yasak” lafzına dönüştüren istisnaları genişletmiştir.Devlet ve millet arasındaki birliğin, bütünleşmenin ahdî temeli olamamış; ne yazık ki, gerilimleri ve tarihi çelişkileri derinleştirmiştir.

Hasılı; siyaset mühendislerine, kaos tüccarlarına, toplumu ve devleti kriz üzerinden terbiye etmeye yeltenenlere kariyer kapıları açmıştır. Darbe anayasalarının kurduğu vesayet mimarisi, sivil siyasetin önünde yeri gelmiş gerçek bir engel olmuş, yeri gelmiş kullanışlı bir mazerete dönüşmüştür.

"EN KAPSAMLI DEĞİŞİKLİKLER BİZİM DÖNEMİZDE YAPILDI"

Değerli milletvekilleri, Bu vesayetçi sistemden kurumsallaşmış bir demokrasiye geçişte önemli mesafeler aldığımız inkâr edilemez. Toplum hayatının ihtiyaçları, zaman içinde pek çok değişikliği, revizyonu, reformu kaçınılmaz kılmıştır. Gururla ifade etmek isterim ki, en kapsamlı değişiklikler de bizim dönemimizde yapıldı.

Bununla birlikte, demokrasi tecrübemizi fasılalara bölen müdahalelerin mirasını reddeden sivil bir anayasa ihtiyacı ise henüz karşılanamadı.Üstelik, bugüne kadar yapılan revizyonlarla ortaya çıkan tablo, bütünlüklü bir anayasal mimariye ihtiyacı daha da arttırmıştır. Hepsinden önemlisi; köklü değişikliklerle yapısal kusurlarından geniş ölçüde arındırılan mevcut anayasamızın, hala darbe döneminin tortularını, izini, etiketini taşımasıdır.

YENİ ANAYASA MESAJI

Şurası büyük tenakuzdur: 12 Eylül’ün lider kadrosu, darbeden yıllar sonra adalet önünde hesap vermiş, yargılanmış, mahkûm olmuştur. Ancak yürürlükteki anayasa, müellif olarak onların imzasını taşımaktadır. Açık söylüyorum; milletimiz buna ne layıktır, ne de razıdır.Türkiye, bu ayıptan mutlaka kurtulmalıdır.

Başka hiçbir gerekçesi olmasa dahi, üstüne bastığımız zemine düşen bu gölgeyi kaldırmak, sistemi bu lekeden arındırmak, harekete geçmek için yeterli bir nedendir.Bu yönüyle yeni ve sivil bir anayasa hedefi, Türk demokrasisinin rüştünü ispat mücadelesidir. Millet egemenliğinin kalpgâhı olan bu Gazi Meclisimiz, her dönem ve her koşulda anayasa yapmaya ehildir, yetkilidir.Fakat sahip olduğu siyasi çeşitlilik hasebiyle içinde bulunduğumuz dönem, bir anayasa teşebbüsü için belki de en ideal dönemdir.Bu Meclis, Türkiye’nin milli ve hayati meseleleri söz konusu olduğunda müzakere ve uzlaşma kapasitesinin sağlamlığını zaten göstermiştir.Bilhassa “huzura, demokrasiye, kardeşliğe kalkan 467 el” ile sivil siyaset, vesayetin ördüğü psikolojik duvarları yıkmış, önyargıları tuz buz etmiştir.Bunu Türk demokrasisi adına, milletimizin gelecek umutları adına tarihi bir kazanım, büyük bir başarı olarak görüyoruz.

Temennimiz; bu başarının, gündelik çekişmelere kurban edilmeden, Türk siyasetinde yeni bir dönemin müjdecisi olmasıdır.

"YENİ ANAYASADA KUTUPLAŞMA SİYASETİ OLMAYACAK"

Burada şunun da altını çizmek istiyorum: Türkiye’nin ufkunu genişletecek yeni bir anayasa, kutuplaşma siyasetinin değil, “mutabakat içinde rekabeti” esas alan yeni siyasetin eseri olacaktır. Bunu başardığımızda, devlet ve millet arasındaki köprüleri daha sağlam şekilde kurmuş oluruz. Bunu başardığımızda, güçlü devlet–özgür toplum idealini, birini diğerine tercih etmeden birlikte yaşatmanın yolunu açmış oluruz.

Bunu başardığımızda, hem hukuku anlamlı kılacak bir demokratik zemine, hem de demokrasiyi koruyacak bir “üstün hukuk mantığı”na kavuşmuş oluruz.Bunu başardığımızda, kazanımlarımızı kalıcılaştırır, çoğulcu demokrasiyi kurumsallaştırır ve gerçek anlamıyla halkın yönetimine dönüştürürüz. Toplumu, kontrol altında tutulması gereken bir tehdit alanı olarak gören vesayetçi anlayışın reddi bunu gerektirir.Siyaseti ve toplumu; refahın, ilerlemenin, gelişmenin dinamik gücü olarak kabul eden demokratik bir anayasa anlayışı da bu sayede yeşerir.

Sesi, milletin sesiyle hemâvâz olanların bu süreçte korkacağı, çekineceği bir tartışma olamaz, olmamalıdır.Demokraside, hiç kimse hakikat tekeline sahip değildir. Her düşünce kıymetli, her öneri değerlidir. Her fikirden, her özgün tekliften istifade edilmelidir.

Diğer taraftan, milletimizin yeni bir anayasa özlemi de üretilmiş korkuların, vehimlerin esiri haline getirilmemelidir. Anayasanın yürürlükteki ilk dört maddesiyle ilgili tavrımız zaten bellidir. Türkiye Yüzyılına yakışır yeni ve sivil bir anayasa için kolları sıvamak herkes için gerçek bir samimiyet sınavıdır.Milletimizin bu büyük özlemini gidermek üzere siyasi partilerimizin, taahhütlerine uygun olarak harekete geçmelerinde fayda görüyorum.

İçinde bulunduğumuz yasama yılının Türkiye’nin imkân ve fırsatlarını geliştiren bir anayasa yılı olmasını diliyorum. Bu duygularla bir kez daha Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 28’nci Dönem 5’inci Yasama Yılının hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Milletvekillerimize bu yeni yasama yılında yapacakları çalışmalarda Cenabı Allah’tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum."

#Gündem#Haberler
İlginizi Çekebilir
Yorumlar (0)
0/500

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.